8 Şubat 2014 Cumartesi

Reşat Nuri Güntekin-Damga



Baş rol karakterimiz İffet ,Paşa bir babanın oğludur.
İffetin birde kendinden büyük abisi Muzaffer adında bir kardeşi vardır.
Gerek aile tarafından çevreninde söylentileri olmak üzere bu iki kardeş birbirinden  hep  farklı görünürler.Eniştesi adlandırdığı üzere ,Muzafferi ailenin gururu olarak görürken , İffeti ise tam tersi felaketlerin habercisi olarak kınar .Bu yüzden Mahmud hocası onu hep farklı sever kardeşi haricinde.Bir paşa oğlu olarak İffet hep ayrıcalıklı bir çocuktur ,her yerde diğer çocuklardan farklı ağırlanır fakat bu özellikleri onu hiç mi hiç memnun etmez.
Özel okullar yerine herkes gibi mahalle okulunda okumayı, bazen azar işitmeyi, bütün çocuklar gibi dışarılarda yeni oyunlar keşfetmeyi ister ve Kamiyap Kalfa sayesinde bir kaç defa mahalle okulunun derslerinde katılmayı başarır ...Yaz aylarını Karamürselde'ki Hatice halasının yanında geçirirken ,Damlacık çiftliğin de duyduğu  Fatma ile İsmailin aşk hikayesi İffeti çok etkiler.
İsmailin sevdiği kadın için ölümü bile göze alması ,İffetin içindeki kahramanı ortaya çıkartır.
“İki aşık İsmail ve Fatmanın yolları İsmailin askere gitmesiyle ayrılır.Sevdiğini iki yıl bekleyen Fatma artık, söylentilere göğüs gelemeyerek zorla Gaffar ağayla evlendir'lir. Fatma artık İsmailin Yemenden  dönme umudunu yitirirmiş ve oradan sağ salim dönmeyeceği kanaatine gelir.
Bir süre sonra dönen İsmail sevdiğinin evlendiğini öğrenince  hayal kırıklığına uğrar.Her şeye rağmen birbirlerini hala seven iki genç gizlice geceleri değirmende buluşurlar ,ansızın bir gece yakalanacakları şüphesinde bulunan iki gencin hazin sonu tamda burada noktalanır.Sevdiğinin namusunu kurtarmak isteyen İsmail ,hiç düşünmeden kendini değirmenin soğuk sularına atar ,cesedi bile bulunmayacak bir şekilde.”
İdadi mektebinde derslerini sürdüren İffetin birde doğruluğu savunan çok sevdiği Celal abisi vardır.
Ancak okuldaki bir öğretmenin ihtilal ve meşrutiyetten söz etmesi üzere ,İffet okuldan ayrılmak zorunda kalır.Kısa bir süre sonra Meşrutiyet ilan edilir İffetinde paşa babası görevden alınarak sürgün edilir Midilliye.
Babasını kaybettikten sonra hayatına öğretmen olarak devam eden İffet ,ders verdiği evin hanımına aşık olur .
Deniz kenarında buluşmalarını İffet ile sürdüren Vedia  , bir gece eşinin iş seyahatine çıkmasıyla birlikte İffeti eve davet eder ancak aynı masaldaki gibi beklenmedikleri anda baskına uğramalarıyla, İffet kendini siper etmenin vaktinin geldiğini düşünür.
Vediayı kurtarmak üzere İffet hırsızlık damgasına uğrar ve 6 ay hapis cezasına karar verilir.
Asıl mapustan çıkmasıyla birlikte zor günler İffeti bekliyordur.Artık kardeşinin bile güvenini kaybeden İffet soluğu Celal abisi ile Mahmud efendinin yanında bulur.
Bulduğu her işte hırsız sıfatıyla karşılaşır günlerce aç kaldığı kırasını bile zor denkleştirdiği günler yaşarken, babasının hediye etiği saati bile satmak zorunda kalır.
Telegraf gazetesindeki işinden de ayrılırken Celalin bulduğu başka bir iş üzere artık şehirler arası yolculuklarda mal taşımaktayken ,bir Afyon yolculuğu  sırası Rana adında genç bir kızla hasta Annesiyle karşılaşır .Zor durumda olan Anne kıza yardımda bulunan İffet, Ranaya farklı duygular hissetmeye başlar fakat kızın onun hırsız olduğunu anlayınca ki tepki karşısındaki tahmini üzere Rana'dan uzaklaşmaya karar verir .
Bir ara halasının çok sevdiği Fahriye yengesinin de ziyaretine gitmiş onun kendisine para emanet etmesiyle İffet hala ona güvenebilecek insanlar olduğuna bir ümide kapılmış, içinde herkese yardım etme isteği yeşermiştir.Bir gece sokakta kavga eden bir kadınla bir adam görür ,adamın bağıra çağıra kadına hırsız diye hitap etmesi onu polise yöneltmesi İffeti fazlasıyla duygulandırmış .
Kendisinin de bir zamanlar hırsızlık damgasına uğradığını düşünerekten ,kadını kendi himayesi altında almayı düşünür ve onu adama ödediği para üzerine kadını kurtarır ,fakat sabah onu yanında bulamasıyla kaçtığını  ve hiçte düşündüğü gibi olmadığını anlar.
Abisinin  gönderdiği mektup üzere ev ve yatırımlar hakkında ki mahkemeyi kazandıklarını anlayan İffet eline para geçer geçmez kendine bir ev satın alıp yanına hayatını kaybeden Mahmud efendinin geliniyle torununu alır.
Hiç beklemediği bir anda Beyoğlunda günlerden bir gün dolaşırken Vediaya rastlar...
İçinde bir şeylerin darma dağın olduğunu hissederken Vedianın ise tam tersi artık hiç bir şey hissetmediğini anlar ve yaşadığı bütün zorlukların değmediğini...
  






3 Şubat 2014 Pazartesi

Kelebeğin Rüyası



Başrolleri Kıvanç Tatlıtuğ ve Mert Fıratın paylaştığı dünyanın bir çok yerinde adını duyuran bir türk sinema filmidir.
1940-41 arası Zonguldak ta başlayan hikaye, iki genç şairin yaşamını anlatmaktadır.
Bir kız adına girdikleri idiaa üzerindeki  Muzaffer ve Rüştü ,kazananı kızın hangi şiiri beğeniceğine bağlıdır.
Diğer taraftan ön planda gösterilen yoksulluk ,ikinci dünya savaşı gibi yaşadıkları sorunlar yetmezmiş gibi ,amansız bir hastalığın pençesinde olan şairler,  şiirle iç içe yaşamaktadırlar.
Bir lise öğrencisi olan Suzan ,aynı zamanda belediye başkanının kızıdır.
Suzanın Zonguldağa dönüş yapmasıyla Rüştü ve Muzafferin şiire karşı zaaafları daha da bir haşır neşir olur .

Yılmaz Erdoğan’ın,da dediği gibi “Aşk en güzel bahanesidir şiirin” ,şiirin ve aşkın hayatta başrol üstlendiğini anlatırken, Muzafferinde Suzana karşi duyduğu hisleri ile tam tersi ,şiir bahanesi olur aşkın.
Babasının sağlığından şüphe etmesi ile karşı çıkmalarına rağmen, Suzan her iki genç ile arkadaşlığını sürdürür.
Durumları iyice ciddileşen Muzaffer ve Rüştü, önce Rüştü olmak üzere tedavi süreci içinde Rüştü Mediha adında tüberküloz hastası Medihaya aşık olur.
Medihanın taburcu olma durumu bahanesiyle ,iki şair hastaneden kaçarak, Medihanın peşine düşerler.
Ömrünün son günlerinde bile olsa bir yuva kuran Rüştü ile Mediha ,Muzaffer için en iyi örneklerinden biri olur, aşkının peşinden koşma adına.
Tatsız olaylar sonucu Suzanı Zonguldak tan uzaklaştıran babası ,onu İstanbula götürmüştür.
Yola Suzanı bulmaya koyulan Muzaffer, emeline ulaşır...
Bundan sonrası benim için zaten hüzüntüden başka birşey ifade etmiyordu...
Yaşadıkları  hastalık sonucu önce Mediha hayatını kaybederken Muzafferde olmak üzere Rüştü ile birlikte zor bir dönem içine girerler.
Yemeden içmeden kesildikleri bir oda dışından çıkmadıkları o sahne okadar duygulandırmıştı ki beni hele o duvarlara yazma kısmı benim için bir hayale dönüştü diyebilirim.
Hemen hemen herkesin izlediği ,izlememis olanlarında tahmin ettikleri üzere ,önce Rüştünün sonra Muzafferin ölümüyle sona erir.
Çekimlerin yapıldıgı  Ereğli, Heybeliada, Büyükada, Uşak gibi bu güzel yerler ilgimi çekerken dört dörtlük olmakta birşeyi eksik olmayan bu filmde herkeze izlemiyenlere önerimdir :)


Bunlarda filmde geçen sözler:

"Belki bir kelebek o kadar memnun ki rüyasından, uyanmak istemiyor uykusundan" 
“Aşk en güzel bahanesidir şiirin” 
"Yolcu vazgeçmeyi bilecek.. Yoksa gölgesi boyunu aşar..." 
“Bir güzele güzelliğini hatırlatmak isterdim.Aynalardan evvel.”
“Ne kucak açar hatıralar,Nede dönerler gemiler bir daha.”
“Bin bir zahmetle ciğerlerinizi iyileştirmeye çalışıyoruz.Birde başımıza kalp işi çıkarmayın ” Yılmaz Erdoğan
"Kız şiirden anlıyorsa beni seçer. Anlamıyorsa zaten senin olsun.”
“Sevgili şair, belki de sen haklısın. susmak en iyisi.unutmak değil de belki hatırlamamak mümkündür…”
“Şerefine Kaldırıyorum.Bu olmayan Şarap Kadehini.! Şerefine üstad..”
“Sen çok güzelsin, sebepsizde gülebilirsin… "
"Unutmak en iyisi. Ama unutmak zor gelir insana. Hatırlamamak daha iyi. Unutmakla hatırlamamak aynı şey değil nasıl olsa! "