21 Şubat 2015 Cumartesi

DEEP SEÇKİLİ FİLMLER 2015


BİLEK KESENLER:BİR AŞK HİKAYESİ 


Hayallerin sınırlarını zorlayan bir ABD yapımı filmi, Bilek kesenler Bir Aşk Hikayesi.
İntihar  eden insanların, öldükten sonraki hayatları ve bir araya gelmelerini  anlatan bir yaratıcılık.
Ölümden sonrası deriz ya, her seçim bir bedel gerektirir ama işte buradaki  hikaye dünyaya veda edenlerin, hatta ailelecek gidenlerin, daha beter bir dünyaya düşüşlerini anlatıyor.
İsteseler yine intihar etme şansları var fakat bulundukları durumdan, çok daha beter hale gelmekten korkuyorlar.Gerçek dünyada yapmadıklarını öte tarafta uyguluyorlar, yani hayata tutunma sebebini bulamayan bu insanlar, öteki dünyaya katlanmak için bir yaşama sebebi arıyorlar.
Daha zor şartlarda ancak eski hayatlarında ki gibi çalışıyor, uyuyor, uyanıyorlar, her şey normalmiş gibi.
Biri köpeğini arıyor,diğeri ölen eski sevgilisini ,biri de eski dünyasına dönmeye çalışıyor.
Film yolculuk şeklinde devam ediyor, hayatta bir yerde bir yolculuk zaten, bir arayış.
 Bu sırada bir aşk hikayesi doğuyor.Tam her şey anlamını yitirdi derken, herkes teker teker aradığı  yaşamının anlamını buluyor, olağan üstü şeylerin bir önemi yokken, gerçekleşiyor mucizeler.
Baş kahramanlar bir hastanede uyanırlar, belki de bir rüya görmüşlerdir, bir düşten ibarettir yaşadıkları
 Birbirlerine baktıklarında  tanıyorlar aşıklar birbirlerini gülümserler.
Hayatta bir yerde hep böyle değil mi? Değerimizi yitirmişken anlamımızı buluruz hepimiz, o zaman dönüyor dünya bize.


TEKRAR

İki yazar dost.Biri çok çabuk yazarlık kariyerinde zirveye ulaşıyor, diğerinin kitabının yayınlanması kabul edilmiyor.Erik ve Philip.Başarıya hızlı adımlarla ulaşan Philip, aynı şekilde düşüş yaşıyor psikolojik sorunları nedeniyle.Dostunun bu hüzünlü yolculuğunda Erik, Philipi yazarlık hayatına tekrar  döndürmeye çalışıyor.
Bu sırada Erik aynı zamanda kendini de keşfetmeye çalışıyor.
Yaşadığı her şey ona ilham veriyor, Philipin aksine, onun her şeyden uzak kalması gerekirdi yazmak için. Norveç yapımı bu filmde arkadaşlık,edebiyat sevgisi,iç bunalımları anlatan sürükleyici bir film izliyoruz, iki yazarın hayatından geçmiş ve andan kareler görüyoruz.
Duyguların ön planda yer aldığı farklı bir bakış açısı, içten işlenen hissettiren bir başarı.
İç dünyamız baştan sonra bir hayat, apayrı bir yaşam.


MUTLULUĞA BOYA BENİ


Adı kadar renkli bir animasyon.Yarım kalan bir tablo, daha doğrusu tamamlanmamış yaşamlar.
Canlanan resimdeki, rengini arayan karakterler:Taslaklar,Yarım kalanlar ve Tamamlanmamış yüzler . 
Tarihi, renkli bir olay gibi ilerleyen bu eğlenceli Fransa yapımı animasyonda, kahramanlarımız sınıflara ayırılıyorlar tablonun içinde.Buna daha fazla katlanamayan boyası bitmiş Toupins, yarım kalmış Pafinis ve çizgili karalamalardan ibaret Reufs, ressamı bulmak, tabloyu bitirmesi için ikna etmeye yola koyulurlar, bu haksızlığın bitmesi adına, tehlikeli güllerin nehirinden geçerler.
Tablonun içinden çıkmayı başarıyorlar.Ressamın tablo yığınlığıyla dolusu evini keşfediyorlar, resimden resime atlayıp, yaşamdan yaşama sürükleniyorlar ve sonunda kendi işlerini kendileri görüp,tamamlanıyor herkes. Pafinis dışında.Onun amacı başkadır.  O tabloda durmuyor, hatta sınırlarını aşıp, evin dışına ilerliyor ve ressamı buluyor, olanları anlatıyor, anlıyor ki ressam bunu bir farklılık adına yapmıştır.
Pafiniste kendine yakışır farklılığı ortaya koyuyor sonunda.
Gerçek hayatta da insan hep tamamlanmamış değil midir?
Hep rengimizi ararız.Ne olurdu da biz Pafinis olup rengimizi değilde, bizi çizeni arasaydık, sığınsaydık. Resmimizin, hayatımızın dışında çıksaydık, mutlu olurduk belki, kim bilir...  




KÖPRÜ ÜSTÜ AŞIKLARI


Efsane bir Fransız melankolisi.İki sanatkarın Pont-Neuf köprüsünde sürdürdükleri yaşam, yaşadıkları aşk.Kalbi eski sevgilisi yüzünden kırık olan görme bozukluğu günden güne ilerleyen Michele ve sokak göstericisi Alexin, bir kaza sonucunda buluşmaları gerçekleşir.
Michele ayak üstü, öldü zannettiği, yerlerde yatan adamın resmini çizer.
Alex yapım,düzenleme aşamasında olan Pont Neuf köprüsündeki yaşamını, yaşlı bir adamla paylaşıyordur.
Bir sabah görüyorlar ki yerlerinde yabancı biri var o Michele oluyor.
Yaşlı adam kızın  kalmasına engel olmaya çalıyor. Alex Michele aşık oluyor öyle bir aşk ki, çocukça.
İşte kalbi kirlenmemiş bir çocuk kadar gerçek seviyor ve bir o kadar bencilce, gözlerini alamıyor ondan.
İşte tam da bu anda filmi burada anlamak için, karakterlerin ruhuna bürünmek gerekiyor.
Arada metaforik  konuşmalar geçiyor.Alex kalbi acıdığında, biri unutmayı ona öğretmeye çalıştığında, kendine işkence çektiriyor.Öyle ki Michelin gözlerinin kurtulabilme ihtimaline bile karşı çıkıyor, gitmemesi için elinden geleni yapıyor."Canımı acıtıyorsun" diyor sevdiğine buna katlanamıyor işte, diğer yandan Michele gözlerini devreye sokuyor," artık seni göremiyorum, küçük gülüşlerini hareketlerini, benim için daha fazla çabalaman gerekecek diyor"Daha doğrusu büyümen gerek, aşkı aşka yakışır şekilde yaşaman gerek, diyor belki de.Birine unutmayı öğretebilir misiniz?Sanmam ama bu film şüphesiz ki aşkı öğreten, gerçek anlamda anlatan bir film.