27 Temmuz 2015 Pazartesi

DEEP SEÇKİLİ FİLMLER 10


FİTZCARRALDO
İmkansız denilebilecek bir hayali gerçekleştirilmenin yolunda, yaşanan inanılmaz zorlukları anlatan, Alman yapımı bir film.
Opera tutkunu olan, bir ormanın içinde opera binası kurmak isteyen Fitzcarraldo'nun hayalidir bu.
Bir gemi satın alır ve nehir yolu üzerine oradan oraya sürüklenir, aynı zamanda bu yolculuk tehlikelerde barındırıyordur.İnsan yabancısı olan Kızıldereliler ile karşılaşmaktan sakınıp,sonradan onların kendilerine yardım eli uzatmalarından faydalanmaları gibi.
Fitzcarraldo yol esnasında, gramafondan müzik sesleri çalmayı eksik etmez, bütün ormana dinletir,  bu da zorlukları kolaylaştıran etken sebeplerden biri olsa gerek.
Sanat karşısında yumuşamayan varlık yok ne de olsa.
Düşlerimizin büyüsü, boyun eğmemiz gereken zorlukları küçültüyor böylece gözümüzde, bizede heyecanın yanında cesarette ekleniyor, ne diyelim ozaman, zafere giden yolda çekilen çile kutsaldır.



TEPETAKLAK PATEMA
Dünyada yapılan bir deney sonucunda, yer yüzünde ki düzen bozulur ve insanların yaşamı tersine döner, önemli insanlar dışında herkes gökyüzü boşluğuna düşer ve onlar günahkar sayılır.
Bazıları ise yer altına saklanır.Toprak üstünde kalmayı başaranlar, Aiga adında bir dünya kuruyorlar, yer altında yaşayan insanlardan habersizler.
Yer altında yaşayan Patema adında bir kız vardır, yaşadığı dünyanın ötesi olduğundan haberdardır ve Lagos isimli arkadaşı, Aiga dünyanın resimleriyle hayallerini süslemektedir Patema'nın.
Patema nihayet gerçek dünyaya ulaşmanın yolunu bulur ama yer çekimi onun için tepetaklak olduğu için, gökyüzüne düşme ihtimali vardır, ona bu macerasında eşlik eden, Age adında bir gerçek dünyalı oluyor.
İkisi yer çekimine birbirine ters bir şekilde tutunarak hareket eder, meydan okurlar.
Aiga yönetimi tarafından ele geçirilirler ama kurtulur, gökyüzü boşluğuna düşer ikiside ve yinede oradan dönmenin çaresini bulurlar.
İnanılmaz bir yaratıcılığa imza atan bu Japon yapımı  anime, "ya ayağımız altında basacağımız bir toprak olmasaydı" düşüncesiyle izlettiriyor kendini.Hayattan sıyrılıp, gökyüzü boşluğuna bakmak gerek bazen.


MALENA
Kocası savaşa gönderilen bir kadın, yaşadığı kasabada yalnız kalır.
Güzelliğiylede aynı zamanda zaten ilgi odağı olan Malena, ıssız kalınca etrafında ki erkekler onu rahatsız etmeye başlar.Bu da kasabadaki yaşayan evli kadınların, kıskançlık  duygularını harekete geçirir.
Malena'ya ayrıca kör kütük aşık  olan, ergenlik çağında olan Renato vardır.
Çocuk aşık olduğu kadınla ilgili durmak sızın düşler kuruyor, onu takip ediyordur.
Bir gün Malena kasaba kadınlarının zalimce saldırısına uğrar ve yaka paça o yerden kovulur.
Eşi döndüğünde ise her şey için çok geçtir fakat Renato, Malena'nın yolunu bulabilmesine yardımcı oluyor.İtalyan sinemasına ait bu filmde, Renato'nun aşkının gerçekçiliğini izleyip, sevdiğimiz insanı mutlu görmek olduğunu anlıyoruz gerçek aşkın.Renato sevdiği kadını yıllar sonra bile unutamıyor.


BARAN
Derin ve temiz duyguların işlendiği,İran yapımı aşk hikayesi.
Bir inşaat çalışmasında, bir işçi yaralanır ama aileside bu durumda zor kaldığı için, adam Rahmat adında ki oğlunu gönderir  yerine çalışmaya.
Rahmat başka bir işçinin yerine geçer,bu yüzden görevi elinden alınan Latif, Rahmata karşı kin ve nefret duyar.Onun her daim kuyusunu kazmanın fırsatını kolluyorken, bir gizemin açığına sebep oluyor.
Anlıyor ki Rahmat,  Baran adında bir kızdır, sadece çalışmak için  başka türlü davranmak zorundadır.
Latifin hisleri ters tepiyor ve kıza özel duygular besler.
Yoksulluk içinden, zorlukların ardından,  gün ışığına çıkan masum ve hiç dile gelmeyen bir aşk, konuşmayıpta hisseden kalpler.Gizemi kalmış aşklar, zaten hep gerçek.


CURFEW
İntihar etmeye kalkışan birine, tam hayata veda edecekken bir telefon gelir.
Kız kardeşi Richie'den yeğenine bakması için kendisini arayıp söz ister, bu durumda intihar etme planını ertelemek zorunda kalan Richie, Sophia adlı küçük kızla, zaman geçirmek gibi bir zorunluluk durumundadır.
Kısacık sürede, dayısına ölmeden renkli bir kaç  anı vadediyor kız.
 Hayatta iz bırakılası, öyle ki bu insanlık ilişkisi, Richie dünyaya bir çağırış gibi.
Bu ABD yapımı kısa filmde, görüyoruz ki bizi hayata döndürebilen sebepler mutlaka olmalı, yok anlamını yitirmişse bile yaşantımız, en azından dünyaya veda etmeden, bir kaç şey de olsa yaşayabilmiş olmalı insan.Richie, boş dünyasına anlam katan anlar yaşayıp, hayatını sonlandırıyor.

22 Temmuz 2015 Çarşamba

DEEP SEÇKİLİ FİLMLER 9


CENNETİN ÇOCUKLARI
En az Serçelerin Şarkısı kadar dokunaklı olan, daha başka bir eski  efsane Cennetin çocukları.
İran yapımı bu filmde, çok insancıl davranışlar işleniyor gene. 
Yetişkin olabilmenin yolunda, yürürken  hedeflerimiz çok olur ama çabada eksilir zamanla  .
Büyürken küçülen hayatlarımızın içinde ki çocukların, kocaman yürekleri, kocaman hayatları.
Kardeş olan Ali ve Zehra'nın hayata çok küçük bir yaşta kanat çırpmaları, mücadeleri, anne ve babalarına karşı anlayışları, kısaca davranışları, onları bir yetişkinden alt bırakmıyor fakat asıl  önemli olan,onları küçük çocuk yapan masum kalpleridir.
Zehra'nın ayakkabılarını tamir etmeye gönderen Ali, yolda ayakkabıları kaybeder.
Bu halde zor durumda kalan kız kardeşine Ali, kendi ayakkabılarını kardeşiyle paylaşmakta bulur çareyi.Fakirlerdir ve başka çareleri yoktur ama şikayetleride yoktur, onlar mutlulardır.
Gözyaşıyla yıkanan en temiz yüzlere sahiplerdir.
Ayakkabıları buluyorlar daha sonra, başka bir kızın ayağında görüyor ve takip ediyor iki kardeş bu kızı, gördükleri karşısında, kendilerinden daha zor durumda olduğunun kanaatine varırlar yeni ayakkabı sahiplerinin ve boynu bükük tek ayakkabı paylaşımını devam ettirirler.
Bir okul yarışması sonucunda, ayakkabı ödülü alacağını ümit eden Ali, kız kardeşini sevindirme ümidiyle yaşasada, hayal kırıklığına uğrar ama mutlu son.Babaları daha iyi bir işte çalışarak, kazandığı gelirle ilk iş çocuklarına ayakkabı satın almak olmuştur.O ayakkabılar çocuklara ulaşmanın yolunda film bitiyor.


BİLLY ELLİOT
Hayatta hepimizin hayalleri vardır ve bu düşler karşılığında, elbette ki  ödeyeceğimiz bedellerde.
Genelde ya ödeyeceğimiz bedeller hayallerimizden büyüktür, ya da hayaller bizi aşar.
Bu ABD yapımı film ise bir zafer çığlığı haykırıyor, madem işçisi olan bir babanın, oğlunun alışılmışlığın dışına çıkması ve isteklerini gerçekleştirebilmenin öyküsü.
Billy ailesinin olumsuz görüşlerinden dolayı, ilerde bir balet olmanın zorluklarını yaşar, gizliden gizliye onda ışık gören bale hocası ise, onu bale okulu kayıtları için çalıştırır.
Billy diretiyor, hayatta keşke demek istemeyenlerden ve sahnesine kavuşuyor, en sonunda aileside o mutlu olduğu için sevinçli ve  destekçisi olurlar .
İnsanın yaşamı zaten bir savaş, bu yolda hepimiz istediğimiz zaferlerle yürüyebilmemiz ümidiyle, Billy gibi.
 En önemlisi ise, hayallerimizin büyüsünü kaybetmemektir.


YÜKSELEN AY KRALLIĞI
Düşünün içinizde ki çocuk size çekil git, yaşamasını bilmiyorsun, bir de ben geçeyim  yerine izle beni, diyip gerçek hayata fırlıyor. Ne yaparsınız ? İşte böyle bir duygu yaşıyoruz bu ABD yapımı filmini izlerken.
Hepimizin içinde, dünyamıza karşı içten içe isyanımızı, boyun eğipte, eğmek istemeyişlerimizin tamamını, kamptan kaçan küçük bir  izci çocuk gerçekleştiriyor, yanındada azcık arızalı olan bir kız arkadaş.
Büyümüşte küçülmüş gibiler ikiside, kalkıştıkları işler resmen boylarından  büyük ama masum ve şirinler.
Yaşadıkları hayatı terk ediyor ve başka bir hayat arayışı yolculuğuna çıkıyorlar, beraberlerinde en sevdikleri eşyaları taşıyorlar.Doğa tabiatının güzelliklerine dalıyorlar, onları takip edenlerden kaçıyor, kurtuluyor, yakalanıyor ama yine de kararlarından vazgeçmiyorlar. Bu kaçış oyununda haliyle, herkes kendine düşen eğitimi alıyor ve sonunda iki yaramazın ayrılmayacağı bir ortak yol bulunuyor.


ALIÇ AĞACI ALTINDA

Hem aşktan soğutup hem de aynı zamanda aşkı sevdiren örneklerden.Saf  bir aşk hikayesini konu alan bu Çin yapımı fimde, Jing Qui adında bir kız, ilerde  çalışabilmesi için okul yönetimi tarafından bir kasabaya gönderilir.Orada bir asker çocuğu olan, Lao Sana aşık olur.
Kız attığı her adımda tedbirli davranmak zorundadır, hapse atılan babasından sonra, kendi ve öğretmen annesiyle gözetim altındalardır.
Her iki taraf için, yani hem kız hem de çocuk için, bir tehlike olan aşklarının çok naif, çok narin halini seyrediyoruz.Öyle ki gerçek hayatta bu kadar temiz olan kaç aşık örneği gördük ki, belki de hiç.Bu durum işte hayata küsülesi, herkesin bu kadar gerçek bir şeyi yaşamasını dilemek çok olur ama umarım aşk dünyasında, bu kadar anlamlı ilişkiler vardır diye umut ettiriyor.  Lao San'ın bir hastalık sonucunda, hayatını kaybetmesi, bu sade dramı ölümsüz ediyor. 


BİSİKLETLİ ÇOCUK 
Duygusal karışıklıklardan dolayı zor günler geçiren, 11-12 yaşlarında bir çocuğun dramını izliyoruz. 
Kendisini yetimhanede bırakan babasını bulmanın yolunda, çektiği acılarla ama cesur, korkmaz duruşuyla göz önündedir Cyril.
 Her zorluğun karşısında yanında olan bir de koruyucu annesi vardır  Cyril'in, oda kuaför olan  Samantha'dır.
Kötü yola sapmaktan her dair sakındırmak, onu koruyup kollamak isteyen Samantha'da bu davranışları karşısında, çocuğa bir evlat yakınlığını hissettiğini anlar kendince.
Tehlikeli arkadaşlıklar kuran Cyrili gözetim altına tutmak zordur ve bu yolda onun  kalbini kazanmaya çalışan Samantha'nında işi zordur. Her şeye rağmen küçük çocuktan elini çekmeyen, ondan vazgeçmeyişide, çocuğa duyduğu sevginin bir ispatı, insanlığın güzel bir örneği.Fransız sinemasına ait bir dram.
Babasından sevgisinin karşılığını alamayan Cyril, ihtiyacı olansevgiyi, uzağında aramaktan vazgeçiyor ve  görüyor ki ardından koştuğu mutluluk yanı başındadır aslında,manevi annesinde .
Anlıyoruz ki sevginin iyileştiremeyeceği  yara, kısacası insan yoktur.









    





15 Temmuz 2015 Çarşamba

DEEP SEÇKİLİ FİLMLER 8


PENCEREDEKİ KADIN
Eski iki aşığın birbirini bulmasının sonucunda,yıllar evvel ki bir tutku,  küllerden yeniden alevleniyor.
Tesadüf bir şekilde kendilerini komşu olarak bulan Bernard ve Mathilde, mazide ki duygularına karşı çıkamıyorlar.
Eşlerini aldatıyorlar,yeniden gizli saklı sevgili oluyorlar.
Aşk  güzel bir duygu olduğu kadar, bunaltıcı olmaktada eksik kalmayan Fransız sinemasına ait olan bu filmde, gerçeğin ak yüzüyle yansımasını seyrediyoruz.
Sonunda Mathilde  ruhsal acılar içinde kendini kıvranarak bulur ve hem kendisinin,hemde sevdiği adamın canına kıyar.
Aşk ki önce bir bakış,bir gülücükle başlıyor,sonra doyumsuz olup, memnuniyetsizlikle devam ediyor en sonunda ise yetersiz kalarak,beraberinde kıskançlık gibi çirkin duygularıda getiriyor genellikle, bu filmde olduğu gibi.



DÖNÜŞ
Anne babalarını bir yangında kaybeden iki kız kardeş Raimunda ve Soula.
Soula  geçimini bir kuaför olarak sürdürürken, Raimunda eşi ve kızına bakabilmek için, bir kaç işte çalışıyordur.Ailesinin ölümünden sonra doğduğu yere hiç dönmeyen Raimunda, Paula halasının öldüğünü öğrenince, oraya tekrar ayak basmak zorunda kalır.Ondan önce ise kızı tarafından öldürülen eşinin cesedini, evladını kurtarabilmek adına temizlemek zorundadır.Görünürde güçlü ama altında kırılgan bir yapı yatan Raimunda'nın çocukluk kasabasına dönmesi, inanılmaz maceralara sebep olur.
 Annesinin ölmediğini anlar fakat dedikodulara göre Paula halaya göz kulak olması için, öte taraftan döndüğü düşünülür. İspanyol dramı olan bu filmde ise, Anne kızın yüzleşmesiyle ortaya sırlarda döküyor.
Ortak noktaları ikisinin kırılgan olduğu gerçeğidir, farklılıkları ise birinin gerçeklerden saklanıyor olması, yani annenin, kızın ise acıların üstünede olsa bile dair, ileriye yürübilmesiydi.



TESLİMİYET
Kabuğunda çekilmiş bir müzisyen ve kendisinin evini temizlemeye gelen bir kadının, ikilemede kalan ilişkileri.
Bay Kinsky yalnız bir insandır, görüştüğü insanlarda kısıtlıdır, fakat temizlikçik yapan, yaşam mücadelesi veren Shandurai'ye ilgi duyar.Diğer bir taraftan ise Shandurai evli biridir, eşini uğradığı suçlamadan dolayı, hapis hayatından kurtarmaya çalışıp, Afrika'dan, Roma'ya göç etmiştir,  aynı zamanda hem çalışıyor, hemde okul okuyordur.
Kocasının durumu hakkında bay Kinsky'ye sığınan Shandurai'de duygularında bir sallanma yaşar, öyle ki hisslerindende ama ödün vermez, sadakatinde biri olarak kalmaya çalışsada,  kalbine söz geçiremiyor, sabitsiz bir durum içinde buluyordur kendini.
Sonunda aşkına yenik düştüğünü düşünüyor olsakta, Shandurai şaşırtıcı bir şekilde kendi etik olduğunu sandığı doğrusuna dönüyor ve aslında filmin adı olan  Teslimiyeti, tam anlamıyla yaşamıyor.
 Ne aşkına, ne de eşine sadık kalabiliyor.Mantık ve kalp çatışması bu olsa gerek.


LORNA’NIN SESSİZLİĞİ
Uyuşturucu bağımlısı olan biri ile formalite evli olan Lorna, Belçika vatandaşlığı kazanmanın peşindedir.
Fazla eroin dozundan öleceği tahmin edilen Lorna'nın ilk eşi öldükten sonra, Lorna oturma izni kazanıp, aynı şekilde diğer başka birine  daha, vatandaşlık kazandırabilmek için, ikinci evliliğide planlanıyordur.
Bunları ayarlayan kişiler, Lorna'nın kocasının hayata bir şekilde tutunabilme çabası ve ölmemesiyle, planları suya batar ve tek çözümleri adamı öldürmektir.
Başta sadece sevdiği adam Sokol ile iyi hayat koşulları için çabalayan Lorna,olayların öldürmeye kadar geldiğini anlayınca, aslında eşine karşı ki duygusal hisleri ortaya çıkar.
 Lorna'nın elinde hiçbir şey kalmamış gibidir, diğer her şey  boş gözükür kocasının ölümünden sonra, böylece  sapa sarıyor olaylar.Bazen hayattan istediğimiz her şey bizim yararımıza değil, beynimiz bile bizi şaşırtıcı bir şekilde yanıltabiliyor.



BARFİ
Görmemek, duymamak, konuşamamak, hissetmeye engel değil, filmde zaten "Aşkın dile ihtiyacı yok" diyor.
İşitme ve konuşma engellisi olan deli, dolu hayat seveni olan bir gençtir Barfi.
Kaderi ona zor koşullar sunuyor, hasta babası için ameliyat parası bulması gerekiyor, polisler peşindedir, durmadan kovalanıyor, ancak yinede  yaşama ve mutlu olmaya tapıyordur adeta.
Bu sahneler hüzünlü olmak yerine, çok sevimli bir şekilde yansıyor filme o sırada Barfi Shruti adında evlenmeye hazırlanan bir kızla tanışıyor, ona aşık oluyor.
Kızında duyguları karşılıksız değil ama etrafının yargılarına yenilip, normal biriyle evleniyor.
Sonra otizm hastası başa bir kızla tanışıyor Barfi, Jhilmil ile.İki renkli dünya, kendi gönül devletlerini kuruyorlar o kadar masumlar ki,  ikiside birbirinin yanında mutlu hissediyorlar.
Bir ara Shruti ve Barfinin yolları yine kesişir, ikisinin bir seçim yapması gerekiyordur.
Shruti zamanında yaptığı yanlışı tekrarlamıyor  ve aşkı uğruna,sevdiğini özgür bırakıyor,bencil davranmıyor, çünkü aşk sevdiğimiz insanı mutlu görmektir.
Barfi ise masum bir aşkı seçer.Çok insancıl Hint yapımı bir film.



14 Temmuz 2015 Salı

DEEP SEÇKİLİ FİLMLER 7

SONBAHAR

Bir sessizlik abidesi olan bu Türk yapımı filmde, genç yaşta ömürlerini Sonbahara bırakmış, terk etmiş insanların öyküsü.
Yusuf,  öğrencilik yıllarında girdiği cezaevinden, hasta olduğunu öğrenmesiyle serbest kalır.
Karadeniz Cennetinde ki hayatı aynı kalmamış, bir çok şey değişmiştir, hayatlar yitirilmiştir.
O köy, gürültülü hayatın içinde, biraz sessizlik bulmak isteyen yaşlı insanların yeri olmuş, yorgun insanların, dünya inadına temiz kalanların.
Yusuf'ta artık genç sayılmaz, onun çünkü  ruhu yaşlanmış oluyor, yıpratıcı bir süreçten geçmiş olduktan sonra.Yine de bir yerlerde unuttuğu hayatının arayışı vardır, gizliye, gizliye gönlünde. Bu dönence noktasını, bir hayat kadını olan Eka sayesinde bulmuş gibi oluyor, sıyrıldığını zannediyor, hapis olduğu genç yetişkinlikten o çabucak ardını kovalayan ölümden.
Eka için ise Yusuf, kitap karakterleri kadar masum, gerçek olamayacak kadar iyi, kendi varlığıyla onu kirleteceği düşüncesi kadar temizdir.
Hangi Sonbahar, kendini Kışa teslim etmeden, tomurcuk açmaya hazır olmuş ki?
Her çiçekte kardelen olup, göğüs geremiyor ki maalesef kara kışa.
Zedelenmiş ruhlar, Sonbahara benzer işte ,tam bir harabeyi düzenledim derken, bir kış,kıyamet, bir rüzgar gelip yıkar bütün çabalarını...


PROFESYONEL
 Miloşeviç zamanında, tedbir için, birinin hayatını gözetlemekle görevlendiren Sırp yönetimi tarafından Teja, yıllar sonra bir taksici rolünde, senelerce hayatının her anının içinde olan, siyasi konulardan pek içli dışlı olan Luka'nın, karşısına tuhaf bir bavulla çıkar.
Bir yayın evinin sahibi olan Luka, iş yerine uğrayan bu adamın, söylediklerine anlam verememektedir.Bavul ortaya atılınca ise oradan on yılda arda kalan anılar çıkıyor.
Bir şekilde Luka, Teja'nın arkasını topluyormuş gibi oluyor. 
Teja'nın geçmiş senelerinde, Luka gerek bir postacı, bir doktor derken, kılıktan, kılığa girerek, hep Teja'nın hayatının içinde, bir gölge imiştir.
O günler, bavuldan çıkan her bir anıyla anımsanır, filme duygusal, komik, öfke uyandıran savaş, protesto gibi, acı görüntülerde yansır.Sırp yapımı olan bu filmde belki de hiç hoş olmayan sebeplerden, iki farklı dünya insanının ortak yaşam parçalarını izliyoruz..Hayat ne de olsa, çeşitli rastlantılarla dolu




 BERBERİN KOCASI
Hep saçını kestirmeye gittiği mahalle kuaförüne, küçüklükten beri aşıktır Antoine.
Bu kararında büyüyünce de vazgeçmez ve hep bir kuaförle evlenmenin hayalini eder.
Yıllar sonra çocukluğundaki aşık olduğu kadına benzeyen, başka bir kuaföre aşık olur, hayatını kurar.Evlendikten sonrada eşinin dizinin dibinden ayrılmayan Antoine ve Mathilda'nın tutkulu aşkları sayesinde, bir ilişkinin ince, şiirsel ve dokunaklı, farklı bakış açılarını seyrediyoruz.
Mathilda'nın ansızın yağmurlu bir gecede intihar edip, geride bir mektup bırakması, şaşırtıcı değil aslında.
Hani vardır ya zirvede olan tutkular, büyüsü bozulması istemeyeceğimiz farklılıklar, hayaller, aşklar... Mathilda öyle bir aşkın yıkılabileceğini sezdiği  anda, büyüsünün etkisinde bırakıyor duygularını , en zirvede  bir aşk yok olmasın diye, çünkü sonsuza kadar süren bir aşk yok ama bu şekilde ölümsüzleşiyor.Gerçekleştirdikten sonra hevesi kaçacağına dair korktuğumuz hayaller, vazgeçtiklerimiz öyle işte bu izlediklerimiz.Bir fransız yapımı olan filmde anlaşılır şekilde gördüğümüz o ki,  vazgeçmek cesaret ister, hep bir sona maruz kalan duygularımızı kurtarıyoruz bu durumda.





ROSETTA
Hayata karşı masum bir iç sesin çatışması, isyanı.Boyun eymeyen, razı olmayan ve daha iyi bir geçim için çabalayan Rosseta'nın, zorlu yaşamı.Fransa,Belçika yapımı bir film.
Daha dünyanın kirli  tarafıyla tanışmaya yüzü çocuk,  kalbi olgun Rosetta, alkolik annesi ve kendini barındırabilmek için, yoksulluğun içinde bir çare, işten işe koşuşturur.
Yaşama arzusu, onu istemese de  bazen kötü bir insanmış gibi göstermeye zorunlu bıraksada, bedellerini hep vicdanı ödüyor.Direnişi, tutunuşu onca insanın içinde bir yardım eli dair görmemesi,  yine de vazgeçmeyişi, insanı izlerken insanlıktan utandırıyor, ne de olsa hepimizin önünden yüzlerce, hayatlarını bilmediğimiz bir çok çaresiz geçiyorda biz bilmiyoruz, daha doğrusu bilmek istemiyoruz.İmkanlar büyüyor, dünya küçülüyor, rüyanın içinden sarsılarak bir uyanış yaşatıyor Rosetta'nın hayatı.



FAKÜLTE
Gençlik, karışıklıklar, sorunlar ve bir okul.Görünürde sadece anormal öğrencilere sahip olduğunu düşündüğümüz bir okulda, aslında durumlar tam tersidir ve öğrencilerden başka her şey normalin çok dışındadır.
Tuhaf davranan öğretmenlerin sayısı artıyordur ve bir gün bir laboratuvar çalışmasında, öğrenciler çok ta zararsız görünen, fakat başlarının belası olacak, bir cismin varlığını fark ederler.
O yaratık, herkesin içine girip, insanları istediği gibi yönetebiliyordur  ve öğrencilerde  kendilerini koruyabilmek, canavarıda etkisiz hale getirebilmek adına, uyuşturucunun bir çare olduğunu bulurlar.Yok olan insanların sayısı artıyordur, en kısa sürede öğrenciler duruma el koyup, okulu uzaylı yaratıklardan ele geçirilmeden, normale çeviriyorlar.Aslında normalde okul senelerimizi canavarlaştıran insanlar, gerçek hayattada olmuyorda değil hani.Doksanlı yılların, bir ABD yapımı olan bu filmde, hafif korku, gizem sevenler için güzel film.


11 Temmuz 2015 Cumartesi

DEEP SEÇKİLİ FİLMLER 6


DERMAN
Tayini  çıkan  bir ebe, yolda karşılaştığı zor  hava koşulları yüzünden, bir köyde misafir olur.
Köyde kaldığı zaman içinde bir çok insanın yardımına koşar, bu yüzden herkes ona Derman der.
Kaldığı yerdede aksilikler peşini bırakmaz, Mürvetin bu durumuna hem yardım eli uzatıp, hem de kendisine aşık olan köylülerden biri vardır, oda kanun kaçağı Şehmuz'dur.
Şehmuz  konuşmayan ve sert tavrıyla, göz önünde olan biridir.
Kasaba Hastanesine acil yetiştirilmesi gereken bir hastanın durumu kritik olunca, Şehmuz ve Mürvet, kar, kış ve kıyamete aldırmayıp, yola koyulurlar.
Yolculuk esnasında göğüs  geldikleri şartlar, dünyanın  unutulmuş insanlık hallerini, muhteşem bir şekilde sunuyor. Bir çıkmazın içinden kurtulmanın mücadelesi,inandırıcı bir kurgu ve oyunculukla, fark yaratan bir yeşil çam filmi.


 ZAMBAKLAR AÇARKEN
Yazar Oğuz bey, oğlunun evlenmesi ve kendisine eşini emanet etmesiyle, bu alel acele olaylar sonucunda, neye uğradığını şaşırır.
Pek te  iyi anşaşamayan gelin Perran ile  Oğuz bey, birbirlerine vakit geçtikçe, duygusal bir yakınlaşma hissederler. Aralarınıda  bir de bozmaya çalışan, entrikalar kuran, Oğuz bey'in eski eşi, Mediha vardır.
 Oğlu Mete'nin yurt dışından dönmesiyle, olaylar sapa sarar ve Perran aslında bir gençlik hevesine uğradığını anlar, Mete ile zaten gerçektende evli değillerdir, herkesten saklarlar bu durumu.
Mediha hanım'da eski eşinden intikam alma vesilesiyle, büyük bir itirafta bulunacağına dair tehtit eder Perranı, Mete'nin Oğuz bey'in oğlu olmadığını söyleyeceğini.Oğuz'un bu acı gerçeğin karşısında yıkılacağını düşünen Perran, Mediha'yı öldürür, aklını kaçırır, bir çok kötülüğe uğrar ve hayatını kaybeder.
Kavuşamayan iki aşık, perişanca yenilirler.Yine bir Yeşil Çam dramı.Bir kadın'ın her şeyden önce huzurlu bir liman aradığını görüyoruz.



VESİKALI YARİM
Bu filmde Halil ve Sabiha'nın yasak aşk yaşamını izliyoruz.
Arada, sırada eğlenceye çıkan manav Halil ve arkadaşları,  bir akşam pavyona giderler.
Halil orada Sabiha'yı tanır ve kendisiyle zaman geçirmeye başlar.
İkisi de birbirlerine aşık olur ve uğrularına fedakarlıklar yaparlar, bir çok badirenin üstesinden gelirler, fakat Halil, Sabiha'dan çok önemli bir gerçek saklıyordur.Oda kendisinin evli ve iki çocuklu bir baba olmasıdır.Sabiha bunu öğrendikten sonra, kalbine taş basmayı denesede, bir çok defa yenik düşsede, yinede sonunda Halili kendinden uzaklaştırmayı başarır.
Sabiha yine eskisi gibi, acılar içinde kıvranarak geride kalıyor, ancak ona üzülsekte, Halil her şeye rağmen doğru yolu buluyor, çünkü en büyük aşk, insanın evlatlarıdır.
"Ya zaman, ya da mekan yanlıştır" deyiminin güzel örneklerinden biri olan, bir Türk yapımı filmi.
 

AH GÜZEL İSTANBUL
İzmir'den İstanbula kaçan masum bir kız, oyunculuk yolunda ilerlemek adına, fotoğrafçı Haşmetin yanına, fotoğraf çekmek için gider ve o sırada derdini anlatır. Durmak sizin İstanbul'un  siyah beyaz bir şekilde gösteren enfes manzaraları'da akıyor aynı zamanda , zaten Sadri Alışık filmin içinde belirtmeden geçmiyor ,ne güzelsin gönlümün İstanbulu, diyor.Dünya ve en önemlisi İstanbul hali uğruna  yıllarını harcayan  Haşmet, Ayşe'nin başına iyi şeyler gelmeyeceğini sezer ve kızın peşini bırakmaz, onu kötü yola sapmaktan kurtarır her seferde. Kız ise hayalden hayale koşma hevesi peşindedir.Haşmet korumacı tavırlar sergilediği süreç içinde, Ayşe'ye çok masum bir şekilde aşık olduğunu anlar, kızda kendisine aşıktır ama düşlediklerindende vazgeçemiyordur. Şarkıcı, Oyunculuk gibi kendini bir çok alanda denemeye çalışan Ayşe, sonunda anlar ki en büyük hayali, sadece sevdiği adamın güvencesini kaybetmemek olduğunu.
Onun dünyası sevdiğidir, Ayşe kötü olamayacak kadar iyidir ve temiz dünyasını,  bir tek Haşmetin yaşatabileceğinin farkına varır, ondan daha iyi dünyayı tanıyan birinin.


6 Temmuz 2015 Pazartesi

DEEP SEÇKİLİ FİLMLER 5


 KİMSEM YOK
Alkolik bir baba, ihanet eden bir anne ve ortada çocuk.
 Anlaşıldığı üzere bu İsveç filminde, yıkılan bir yuvanın, aile dramını izliyoruz.
Anne bir başkasıyla evleniyor.Zor geçinen baba ise,  her zorluğun karşısında, üzüntüsünü illa ki içkiye vurarak kendini ifade ediyor.Bununla birlikte, evladına da pek kolay günler yaşatmıyor, sabrını sınıyor.Yine de büyümüşte, küçülmüş haliyle babasının hep yanında olan küçük kız, kimsenin sevmediği kadar çok seviyor babasını.
Yılların geçmesiyle durum dayanılmaz bir hal alıyor ama baba kötü alışkanlığından vazgeçmiyor bir türlü,hayatı bir çıkmaz.Kızın  bir yetişkin olmasıyla,  sorumluluklarıda artıyor haliyle ve bu sayede çok önemli bir kararda seçim yapmak zorunda kalıyor, ya gidecek, benliğini terk edecek gittiği yerden, babasını ardında bırakarak, ya da kalacak.
Bu da sorgulatmadan bırakmıyor izleyiciyi. Acaba sevdiklerimiz yoksa, biz var mıyız?
 Bizleri biz yapan ailemizdir muhakkak ki.Anne babaların evlatlarına duyduğu sevgi kadar, aynı şekilde onun gibi önemli olan bir şey daha varsa, oda evladın ailesine karşı duyduğu sevgidir.
Anne kızar, baba küser, evlat ihanet eder ama et tırnaktan ayrılmıyor hiç bir zaman,kaç nereye kaçarsan, derin bir iz bu.


İTİRAFLAR
Çocuğunun ölümüyle iki öğrencisini suçlayan bir öğretmen,  intikam soğuk yenen bir yemektir dermişcesine öğrencilerine, yeryüzünde ki cehennemi tattırıyor.
 Çok sakin bir şekilde, fırtına öncesi sessizlik yaşanırmışcasına, yanlışların bedellerini teker, teker ödetiyor.
Günümüzün zararlı aileleri ve sonucunda bu insanların meyvesi olan,  psikolojik sorunlu, ruhen hastalıklı çocukların doğması, yanlışı önce ebeveynde aramayı göz gezdirmeyi yönlendiriyor. Öyle ki bu yazdıklarımı destekleyen,filmin içinde geçen, trajikomik bir söz var " Bana cinayet işlemenin kötü bir şey olduğunu kimse söylemedi".
Japon yapımı olan bir gerilim filmi.Düşünün, size kötülük yapılıyor gerçek  hayatta ama bunu pek te önemsemeyiz.Fakat sevdiklerimize dokunulması  söz konusu olduğundan, en iyi insanların bile sakin kalamayacağı,  böyle bir durum karşısında canavara dönüşmeyen bir tek insan söyleyebilir misiniz? Hayır tabi ki de.


BİR ARADAYIZ HEPSİ BU
Temizlikçi olarak çalışan Camielle, pek te parlak şartlarda yaşamıyordur, bunun sonucunda kendisinin hasta olmasıyla, ona yardım eli uzatan bir komşusu oluyor.
Kızın  bu zor durumuna tanıklık eden komşu Philibert
Camielle aynı evde o ve arkadaşıyla birlikte yaşamayı ikna etmek için diretir.
Philibert'in ev arkadaşı olan Franck biraz ters biridir, bir türlü alışamazlar birbirlerine, Camielle ile  zıt karakterlerdir, bu da ikisinin arasında bir aşkın doğmasına sebep oluyor.Aslında genelde filmlerde hep olduğu gibi,bir aşk üçlemesi beklerken, yine Fransız yapımı olan bu film şaşırtıyor bizleri.
Sıradan hayatın içinden, sıradan insanların basit ama eğlenceli yaşantılarına tanıklık ediyoruz.  Mesela en önemli anlardan biri, aşık çiftin arkadaşlarına kendini ifade edebilmesi için yardım etmeleri, büyük anneye bakmaları, Camiellen resim sevgisi gibi, insanlığın güzel yanlarını anlatıyor.Karakterler çok samimi ve içimizden birileri gibi.


POSTACI
Hayal ürünü olan İtalya,Fransa ve Belçika ortak yapımı olan  filmde, postacı Mario, ünlü şair Pablo Nerudaya mektup taşıyordur.Neruda ve şiirlerine duyduğu hayranlığının, köyün kafeteryasında çalışan Beatrice aşık olması ve şairin şiirlerinden kesitler söyleyerek etkilemesiyle yararını görür.Mario bu sayede evlenir, şahitide hayranlık duyduğu o inan olur yani Neruda.Bu süre zarfı içinde Mario, şiir aşkını bir de Pablo Neruda'dan dinleyip, sever.Sürgün günlerinin bitmesiyle köyden ayrılan şair ve eşi, uzun bir süreç kadar kendilerinden hiçbir haber vermezler, bizim gözü yollarda kalan çaresiz postacı Marioya.Yıllar sonra tatil için köye tekrar uğrayan Neruda çifti, kafeteryada Mario'nun çocuğu Pablito ile tanışırlar.Mario sevgisini evladına Neruda'nın ismini koyarak böyle taçlandırmıştır, ancak özlem duyduğu dostunu ortalıkta göremeyen Neruda, anlıyor ki arkadaşı siyası bir nedende dolayı, hayatını kaybetmiştir.Ardından ise kendi emeğiyle hazırladığı, doğa sesleri kaydettiği o muazzam kaseti bırakıyor Neruda'ya.Başta bir şiir olsa bile dair, anlamakta zorluk çeken Mario, hayranlık duyduğu Neruda sayesinde içindeki estetiği o ince duyguları uyandırıyor, harekete geçiriyor.Hayranlık duyduğumuz şeyler bizleri oluşturuyor, tıpkı yakınlarımıza duyduğumuz sevgi gibi aynı buda.Özümüzü ortaya koyan, içimizde ki farklı inceliklerdir.


AYNI YILDIZIN ALTINDA
Kitabıyla dair, filmiyle de ün kazanan Aynı Yıldızın Altında, ABD yapımı, acıklı bir aşk hikayesinden bahsediyor.Tiroid kanseri olan Hazel ve beyin tümörüyle savaşmış Augustus bir destek grubunda tanışırlar.
Zamanla birbirlerine aşık oluyorlar ve Hazelin bir hayali uğruna Amsterdam yolculuğuna çıkıyorlar, beraberinde bir sürü zorlukla.Çok sevdiği bir yazara, bir kitabı hakkında soru sormak isteyen Hazel, pek te hoş karşılanmaz ve hayal kırıklığına uğrasada, herşeye rağmen iki sevgili bir arada olmanın mutluluğunu yaşarlar yinede.
Zorlu bu hayat savaşı içinde, ilk hayatını kaybeden Augustus oluyor, çok hüzünlü bir şekilde ama filmin zaten aynı zamanda çok güzel sözlerinden biri olan "acı hissedilmeyi talep eder" uğruna acı çekeceğin biri olmalı diyor.Başka diğer bir önemli sözlerinden ise "dünya dilek gerçekleştirme fabrikası değil"maalesef, keşke olsaymış…


5 Temmuz 2015 Pazar

DEEP SEÇKİLİ FİLMLER 4


BAB' AZİZ
Her otuz senede düzenlenen sufi toplantılarının birine doğru yolculuk eden, kör bir derviş ve küçük torunun sonsuzluk hikayesi. Çöl yerinde yolu kaybetmenin korkusunu yaşayan Baba Azizin küçük meleği torununa cevabı, kendi yolunu bilen, iman sahibi biri olan, yolunu kaybetmez. Niyet önemli ama Allahın yolunu bulmak için bir sürü yol var diyor, bu yolda en sevdiklerimizle, hayatlarımızın armağanlarıyla yürüyelim.
İshtar'a öykünün içinde  bin bir öykü sunuyor, ne güzel anlatıyor, ne güzel dinlettiriyor, dünyayı böyle anlatmalı, böyle dinlemeli hayatı dermişcesine bir tasavvuf filmi bu .Düşünün bütün çareler ve duyguların bir insana bürünme halini, işte öyle bir şey bu. Çare Allahtan, bize bunları bulmak kalıyor.Çaresizlik ise şeytandan.
Ölüm bir başlangıç, ölüm ki bir düğün diyor, hayat ise kendini onun nehrine bırakılası bir yer, farklı insanlarız ama önemli olan bir olabilmekte, aynı görebilmekte, iki gözümüzün aynı şeyi gördüğü gibi.
Filmde ki bir kaç kişinin, farklı yollardan aynı yere ulaşması gibi.
En sevdiğim öyküsü ise torunun çene izine melek izi adını vermesi,  kyaainatın kaybolan sırları hatırına, meleklerin sevdikleri insanlara böyle bir iz bırakmaları.
İnsan bu dünyaya niye geldi diye mutlaka sorgulamalı bilmemeli ve bu gerçeği unutmadığı sürece vardır.
Aşk ki önemli bir duygu,ancak dünyada onun uğruna yanan aşkı hakkeder, diye başka bir hikaye anlatıyor.Hayat  zorluklar içinde yüzüyorsa biraz tuzlu su yutmak şart, yaşamı boğulmadan kurtaramayız,  ne kadar çok sınanırsak, okadar çok Rabbimizin sevdiği kullarıyız
Yaşamak sandığımız kadar uzakta değil işte, bizi yolun ortasından kaldıracak biraz da inanç lazım, başta kendini kaybetmeden...İzletirken yaşattıran film.


SERÇELERİN ŞARKISI
Geçim derdi yaşayan bir ailenin, sıkıntılarını anlatan bir İran  filmi.
 Dünya malının dokunamadığı, sarsamadığı  şeylerde  vardır: içimizde ki insanlık, sevmek gibi, şefkat, değer duyguların bizi ayakta tuttuğu gerçeği, bunları unutturmamaya çalışıyor bu film, zorlukların karşısında bile mutlu olabilmeyi öğretiyor . Deve kuşu çiftliğinde çalışan Karim, bir deve kuşunun çiftlikten kaçması sonucunda, işinden olur kızının işitme cihazı için ayrıca para biriktirmesi gerektiren Karim, Tahran sokaklarında iş arar.Buna rağmen ama mutludur, buna rağmen her yardıma hazırdır, komşusuna, eşine, dostuna, kendi kadar  bir de insancıl çocukları vardır.Babalarına yardım etme isteğiyle yanıp tutuşan, umutları  her seferinde suya düşen çoçuklardır onlar.Şehir işi Karimi değiştirir, insanlığını unutturur, paylaşmayı, sevmeyi, mutlu olmayı. Biriktirdiği günahlar, metaforik olarak çöp yerine birikiyor evinin bahçesine.Biriktirdiği  bu çöp yığını, Karimin üzerine yıkılır, yani günahları, bacağı sakatlanır...
 Karimin bu zor gününde yardım eden, terk ettiği değerleri, o insanları, bir zamanlar yardım ettikleri ve şimdi  de kendisine insanlığı hatırlatacak yakınlarıdır.O zaman anlıyor Karim, hatırlıyor, ne olursa olsun, üstüne toz değmeyecek olan, bir tek onun değişime uğramayacağı, kocaman bir  yüreğe sahip olduğunu, kendine dönme vaktidir.Hayat bazen kalbimizide sınar.


ÖZEL BİR GÜN
İtalyan halkı, Hitlerin Romaya geldiği bir gün de, resmi törene katılabilmenin çabasındadır.
Bu buluşmaya katılmayan iki komşunun, bir güne sığdırdıkları  farklı bir yaklaşımı anlatıyor
Kafesinden kaçan Anttonietta'nın kuşu, aynı apartmanda yaşadığı komşusu Gabriellin penceresine konar.
Antonietta kuşun peşine koşması vesilesiyle, tesadüfen radyo yayıncılığı yapan eşcinsel olan, bu yüzden işinden kovulan, politik bakış açısı, Antonietta'dan farklı olan Gabriell ile tanışır. Söz konusu ama özel duygular iken, geride hiç bir şeyin önemi kalmıyor. Kaderleri şans eseri kesişen ikili hayatta kısacık ta olsa dışarıda ki dünyanın klişesinden uzak kalarak, bir kaç önemli an yakalıyorlar.Birlikte dans ediyor, sohbet ediyor, Gabriell Antonietta'ya kitap hediye ediyor gibi durumlar yaşanıyor...Gönlümüzün gizliden gizliye hep arıyışın içinde koştuğu hayat belki de böyle bir gündür işte, gerisi boş.İtalya Kanada ortak yapımı bir film.




İKİYE BÖLÜNEN KIZ
Filmin adı üstüne iki aşk arasında kalan yirmili yaşlarda hava sunucusu  güzel bir kızdır Gabielle.
Yazar Charles ve kendi yaşıtları olan Paul arasında bir seçim yapması gerekir Gabriellin.
Almanya, Fransa yapımı olan filmde kadın erkek arasında ki farkı güzel anlatan bir film.
Öyle ki Paul yanasından tercih yapan Gabrielle onunla evlenir fakat kendisini eşinden daha iyi anlayan Charles de kalır aklı hep.Eşi bunu hissediyordur zaman içinde bu yüzden Charles'e karşı nefret besler Paul ve çok sonradan intikamını alır ikisindende ne yazık ki.Filmin bütününe bakınca, ne istediğini bilen  bir kadın için, asıl önemli olan, bir adamım, genç ve yakışıklıktan çok,  kendisini daha fazla anlayabilecek bir olgunluğa sahip olmasıdır.


SEFER TASI


Bir Hindistan filmi olan Sefer Tası, iki farklı insanın birbirlerini hiç görmeden, aşık olmalarının hikayesini sunuyor.Her gün evlerden yemek dolusu sefer tasları toplanıp, şirketlere dağıtılıyor, sefer taslarından biri yanlışlıkla emeklilik hayatına çekilmeyi bekleyen Saajana ulaşır.
Kocasının ilgisini, farklı yemekler hazırlayarak kazanmaya çalışan İla ise, eşinden bir tepki almayınca olanlarda bir karışıklık olduğunu anlar ve yine günlerden birinde, durumu iza eden bir not bırakır sefer tasının içine.Ardından Sajaan'da yanıt yazarak bir serüvene koyuluyor farkında olmadan.İkisi de dünya karmaşasının içinden kesitler, küçük itiraflar, başkalarına ifade edemediklerini sunuyorlar, böylece birbirlerinin güvenini kazanarak, güçlü bir bağ kuruluyor aralarında, seviyor her iki taraf ,birbirlerinin hayata bakış açılarını, düşünceler ile kalben aşık oluyorlar, bir görünüş olmadan, bir ön yargı barındırmaya yer bırakmayan.En sonunda görüşmeye karar veren Sajaan ve İla'yı, güzel bir son beklemiyor ne yazık ki.
Bir mekanın içinde İlayı uzaktan seyretmekle yetinen Sajaan, İla'yı tanıyor, tahmin ediyor o olduğunu ama kıyamıyor gençliğine, güzel olmasına, layık görmüyor kendi yaşını.Onun büyüsünü bozmuyorda ama hayallerinde ki gibi kendisini hatırlamasını istiyor İla'nın. Bazen yanlış, tren seni doğru istasyonda indirir diyor filmde.Keşke sadece yanlış olan tren olsa, gerçek hayatta bazen yer, zaman, her şey yanlıştır, vakit dediğin ya çok geç, ya da çok erken çıkarır karşına doğru insanı,  fakat bildiği bir doğrusu varsa da, kaderin bütün geç kalmalarına rağmen, koşmalı insan, inandığı, gönül verdiği hakikatine.Kim bilir, belki de kavuşamayan aşklar gerçektir, bu yüzden aşklar hüzünlü.

4 Temmuz 2015 Cumartesi

DEEP SEÇKİLİ FİLMLER 3


KİTAP HIRSIZI
İkinci dünya savaşını konu alan bu film, küçük bir kızın bakış açısına yansıyan: acıları, irkçiliği, Hiteri ve en en önemlisi  kitap aşkına şahit oluyoruz.
Başta romanıylada büyük ün kazanan Kitap Hırsızı'nın baş kahramanı Liesel, savaş döneminde evlatlık verilir erkek kardeşiyle beraber, kardeşi ise yolda yaşamını yitirir.
Gittiği aile onu çok sever, annesi biraz sert tavrıyla ön planda olsada.
Liesel'ın bir de arkadaşları Herry ve evlerinin bodrum katında sakladıkları yahudi olan Max vardır.
Orası aynı zamanda Liesel'ın sözlük alanıdır, babası ona kitap sevgisini öğretiyordur.
Maxın hasta yattığı günlerde, Liesel kitap okuyor başucunda, arkadaşını böylece kurtarabileceğini umuyor belki de, duygusal bir bağ oluşuyor ikisi arasında.
Annesinin çalıştığı zengin bir evde çamaşır gidip götüren Liesel, evin hanımı sayesinde daha çok kitapla tanışma fırsatı buluyor.Oradan durmadan kitap çalıyor, okuduktan sonra ise yerine koyuyor aldıklarını.
Savaşın sonunda bütün sevdiklerini yitiriyor Liesel.Hayatta  bir tek o ve Max kalıyor ve bir zaman sonra birbirlerini buluyor, kavuşuyorlar.ABD yapımı olan bu film geçen yıl izlediğim ve en çok sevdiğim filmler arasındaydı.Hayatta belki de, sevgimizi bağımızı, duygularımızı, güçlü ve gerçek kılan şey, sevdiğimiz şeylere ulaşmanın yolunda çektiğimiz acılar,  zorluklardır, ödediğimizde bedellerdir.



MEVSİMLER
Rahip olma yolunda ilerleyen bir çocuğun büyümesi ve kendi alanı dışında çıkmasıyla birlikte, gerçek acımasız hayatla yüzleşmenin hikayesi.
Doğa, gölün içindeki barınak, yeryüzünde ki bir parça cennet gibi... Sessiz ama sakinliğiyle anlam  yüklü olan felsefelik bir film.
Mevsimlerin değişir ama çocuğun bir yetişkin haline geldiği vakit, öğrendiklerini uygulayabilmesi için epey bir vakit daha gerekir. Bedeller ödenir,  aşkı uğruna her şeyi terk eder.
Yaşadıkları sonucunda pişman olan, düşüş yaşayan çocuğun, kendi cennettine tekrar dönmesi pek te kolay olmuyor, ancak vicdanıyla hesaplaştığında tam anlamıyla bir teslimiyet yaşayacaktır.
Kimi zaman olduğumuz yere ait hissetmeyiz, başka bir dünya peşine koşarız bulmak için kendimizi. 
Hepimiz yaşadığımız hayatlara değilde, başka hayatlara ait olduğumuzun yanılsamasına kapılırız.
Ruhu dinlendiren, sabrı öğreten türden bir Güney Kore yapımı.




İSPANYOL PANSİYONU
Bir üçleme  olan İspanyol Pansiyonu serisi, üniversiteli Xavier'in, Erasmus öğrenci değişim programıyla Barcelona'ya gitmesiyle başlar.Bu eğitim süreci aynı  zamanda Xavier'in İspanyolcayı öğrenmesi için, ayrı bir fırsattır.
Yollarda  sürünen baş kahramanımız, başka kültürlerden gelen bir kaç tanımadığı  gençle  beraber, aynı yere yerleşirler. Tatlı çekişmeli zorluklar, duygular, gençlik telaşları, yeni aşkların yansıması eksik kalmıyor filmde.Öğrenci hallerinin renkli olayları, karmaşık durumlarını, Xavier'in kendisini hiç tanımadığı bir dünyada bulması o dünyaya ayak uydurma çabaları ve  bu süreçte ona destek çıkan dostlarını görüyoruz.
Xavier'in kendini tanımayacak hale gelip değişmesi, işte böyle sevimli konulara konukluk yapıyor film. Heyecanı hissetmek  ister istemez elde değil   bu öğrencileri  izlerken.İnsan ilişkisini en yalın, en güzel haliyle anlatan filmlerden. Dostluğun, sevginin, aşkın dili bir olduğunu ispatlayan bir  Fransa yapımı başyapıt.


RUS BEBEKLER
İkinci filmdede Xavieri yollarda görüyoruz .Okulu  bitirmenin ardından yazarlık hayatında başarı göstermeye çalışırken, kendini yine bir arayışın içindedir ve Amerika,Fransa,Rusya  derken, oradan oraya sürüklenir.
Hayatını bir türlü bir düzenin içinde toparlayamamış olsa da  ve kaçamak maceraları eksik olmasa da,  hissettiği duygular, öğrencilik  yıllarından biraz daha olgun denebilir  ve Wendy'ye aşık olur.
Martine'yi İspanyol pansiyonu'nda bir anda unuturken, Wendy'yi kafasından atabilmek pek te  mümkün olmuyor.Eski ev arkadaşları yıllar sonra yine bir araya geliyorlar, aralarından birinin evlenme vesilesiyle.
Bu da filmin duyarlılığını yine gözler önüne seriyor.
Kimin nereden geldiğini, nereden olduğunu önemsemeden yaşayacağımız bir dünyayı kim istemez.
Ben dünyalıyım dünyadan geldim diyebilmeyi, hepimiz insanız demeyi, farklı ülkelerden gelen bir kaç öğrencinin yine tatlı anılarını hatırlıyoruz bu vesileyle.




AŞK BİLMECESİ
Genelde aynı kadroyla yola devam eden serinin üçüncü filmi Aşk Bilmecesi'nde Xavier iki çocuk babası olarak, 40 yaşlarında karşımıza çıkıyor.
Eşi ise, aynı şekillde Erasmus macerasından ötürü beraber kaldıkları daireden tanıştıkları, arkadaşlarından Wendy'dir.Evlilik olayında da başarısız olan Xavier, bu sefer Wendy ve çocuklarının Amerika'ya taşınmaları ve onunda yollara düşmesiyle, her şey bir çıkmaza sapar.Aynı zamanda İsabelle'den de tıbbi yollardan bir çocuğu oluyor.İspanyol Pansiyonunda ilk sevgilisi olan Martine'nin zor günlerinde destek oluyor, daha doğru bir anlamda, ona tekrar dönüyor, hikayeleri baştan başlıyor.Xavier durmadan hayatını yazmanın peşinde, hayatta A noktasından B noktasına ulaşmaktır diyor, çok karmaşık görüyor kendi hayatını.
Önceden ki yaşamında, başına gelenlerin, şimdi ki sıkıntıların karşısında çok daha kolay olduğunu anlıyor.Fransız filmlerine aşık olmamayı başarana aşk olsun :)


BÜYÜK BUDAPEŞTE OTELİ
Zubrowka cumhuriyetinin ihtişamlı oteli olan Büyük Budapeşte Oteli'nin savaş sonrası, bir harabeye dönüşmesi görüntüleriyle  başlıyor film.
Herşe ye rağmen  oteli ziyaret etmeye kararlı olan bir yazar vardır, onu otelde karşılayan Zero Mustafa olur.Zero Mustafa bir zamanlar otelin odacısı olan bay Gustav'ın kadim dostu olmuştur.

Yazar ve Zero Mustafa, otelin göz kamaştırıcı günlerini anımsarlar, konuşurken biz de izleyici olarak bu sohbette, hayat bulan o  günleri izliyoruz.Savaşın eşiğinde olmanın tasasında olmayan bay Gustav, müşterilerinin lüks isteklerini umursamadan yerine getirirken,  sevgililerinden birinin gizemli ani ölümüyle hikaye anlam kazanır.Sevgilisi Bay Gustava çok ünlü bir tabloyu miras bırakır ama kadının ailesi ikna olmaz, böylece bay Gustav ve yardımcısı Zero Mustafa tabloyu kaçırmaya çalışmalarıyla renkli olayların yaşanmasına sebep olurlar.Bu sayede ikisi çok iyi sırdaş olurlar aralarında.
Dışarıda bir savaş yaşanırken onlarda otelin içinde bir savaş çabası içindelerdir.
Savaş sonrası sonuçları izlemek kötü ama eskiyen bir kaç duvarın eskittiği anıları hissetmeye çalışmak güzel.